40 katır mı 40 satır mı

Türkdevleti, demokrasi diye halklara dayattığı “kırk katır mı kırk satır mı” politikasını, bugün de “Cumhur İttifakı” veya “Millet İttifakı” arasında bir seçime zorlayarak güncellemektedir. Ancak bir farkla. Erdoğan’la birlikte Türk devletinin bu politikasında ve Tıpkı“Kırk Katır mı, Kırk Satır mı” sorusunda olduğu gibi Yahu, sizler hiç okumaz mısınız? Hadi okumuyor, araştırmıyor, çevrenizde “bilen” insanlara tahammül edemiyorsunuz, insafınız da mı yok? Sizler Türk Milletini ırk-inanış-etnik kökene göre bölmek mi istiyorsunuz? Birnevi “Kırk katır mı kırk satır mı?” ikilemi oluştu. Velhasıl iktidar partisi dayanamayıp önceki dönemki politikaları savunma yoluna gitti. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da dahil; Berat Albayrak ve onun dönemindeki pollitikaların arkasında duran açıklamalar yapıldı. Vefat edenin ardından 40. gününde mevlit okutulur-Herhangi bir ikilemde‚ iki seçeneğinde kötü olduğu durumda seçim yapılması gerektiğinde‚ "40 katır mı‚ 40 satır mı?" diye sorulur-Eski zamanlarda saray düğünlerinin uzun sürdüğünü belirtmek için‚ "40 gün 40 gece düğün yapıldı" denirmiş Günlükdilde pek çok deyimde kullandığımız kırk sayısı ne anlama geliyor? ’40’ sayısı İslam toplumunun günlük yaşamında en çok kullanılan sayıdır. İçinde kırk sayısı geçen isim ve deyimlerin bazıları şunlardır: kırk yılda bir, kırk yıllık dost, kırk motor vario 150 tidak bisa distarter dan diengkol. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi henüz daha çok yeni sayılabilecek bir dönemde önemli sınavlardan geçti. Suriye ve sınır ötesi harekat kararlarından tutun da, Doğu Akdeniz'de alınan önlem ve adımlar, terörü artık bitirme noktasına getiren mücadele ile Kovid-19 ve bu süreçlerde ortaya çıkan onlarca kriz anlarında hızlı karar alıp uygulama sayesinde elde edilen kazanımlar, yeni sistemin getirdiği en önemli artıların çok çabuk sınanması ve sınavı da geçmesiyle sonuçlandı. Seçim öncesinde SABAH Yazarlar Kulübü olarak Türkiye'nin 16 ilinde düzenlediğimiz panellerde ben dahil bütün yazar dostlarımın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili en fazla üzerinde durduğu özellik bu idi ve çok şükür ki aradan geçen zaman bizi ve yaptığımız yorumları doğruladı. Bugünlerde yine, eski sistemin ve eski Türkiye ezberlerinin esiri olan muhalefet partileri ve onların dışarıdaki işbirlikçileri üzerinden sistemi zorlayacak, eski ezberleri yeniden sahnelemek için bir gayret var. Hiçbir siyasal veya sosyal sebep olmaksızın daha seçimlere 3 yıl olduğu halde, erken seçim söylemleri, yargının verdiği bir hükmü yerine usulen getiren Meclis'i 2 HDP'li ve 1 CHP'linin milletvekilliğinin düşürülmesi hükmünün Genel Kurul'da okunması faşistlikle, anti-demokratlıkla suçlamalar ve sokak eylemleri ile sistemsel bir sorun olduğu algısı yaratma gayretlerinden söz ediyorum. 24 Haziran'da hem seçimlerin hem de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin 2. yılı doluyor. Türkiye için tarihi bir dönüm noktası sayılan bu seçimler ve yeni sistemin uygulamadaki başarısı; Türkiye'ye karşı önyargılı bakan ülkelerin bile takdirini kazanacak boyuta geldi ama ne yazık ki Millet İttifakı ortakları hala başka bir boyutta siyaset yapmaya devam ediyor. Size tek bir şey söyleyip takdirinize bırakmak isterim Yakın siyaset tarihimizi az çok okuyan, bilen herkesin üzerinde hemfikir olacağı bir konu; Türkiye'de ilk kez darbesiz, entrikasız, hiçbir vesayet gölgesi olmaksızın bir siyasal sistem ve anayasal değişiklik sivil irade ile yapıldı. Hem de en katıksız haliyle. Yani; demokrasilerin en somut, an katıksız iradesi olan Referandum ile, halk oylaması ile. 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 70 yıllık çok partili dönemde ilk kez köklü bir yönetimsel değişiklik, halk istediği için gerçekleşti. Kimse kusura bakmasın; Recep Tayyip Erdoğan ileriki tarihlerde pek çok güzel işlerle anılacak olabilir ama en çok ve en takdirle, minnetle anılacağı iş; demokrasinin hiçbir etki altında kalmadan milletin istediği şekliyle tezahürünü sağladığı için olacaktır. Zaten, her fırsatta gücünü sadece milletten aldığını ifade etmekten çekinmeyen Erdoğan'ın, sistem her tıkandığında, her kriz anında en büyük hakem olarak gördüğü halk oylaması yoluyla millete gitmesi; her krizi halk iradesiyle aşan bir siyaset modeli geliştirmesi de bundandır. Bir yanda sadece kendisini, siyasetini veya demokrasiyi millete teslim etmekten kaçmayan bir Tayyip Erdoğan, diğer yanda da "bizi sokağa çekmek istiyorlar" diyerek sokaklarda vandallığı işaret eden, siyaset ve kader birliği yaptığı HDP ile birlikte milletin iradesinin mabedinde TBMM Genel Kurulu'nda millet ve devlet malına zarar verecek şekilde eylem yapmayı bir övünç nişanesi olarak ortaya koyan Kemal Kılıçdaroğlu var. Takdir sizin... NOT 17 Haziran Çarşamba günkü yazımızda görüşmek üzere kısa bir izin rica ediyorum sizlerden. Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın. kucuklugumde okudugum kitaplarda ki hayal gucumu harekete geciren idam sekli. gelmis gecmis en yaratici can alma yontemlerinden biri. kesinlikle sapik bir zekanin urunu. bkz abarti ornegi. bir satir veya bir katir da yeter. kaptan kirk'in kimligini sorgulayan cumle. demokraside son nokta. türk masallarında sıkça karşılaşılan bir klişe; kötü kahramana sunulan iki seçenek. göstermelik müşteri memnuniyeti anketi şayet ki mevzubahis 40 satır ibrahim sadri şiirlerindense tereddütsüz "40 katır!" diye cevaplanması gerekn soru. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. "Kırk Katır Mı? Yoksa Kırk Satır Mı?" adlı bu kitap, Ali Avcu'nun daha evvel yazılı ve dijital medyada yayımlanmış makalelerinden derlenmiştir. Avcu kitabında, tarihe ve topluma karşı işlenen suçlardan, kente ve doğaya karşı girişilen talana kadar bir gazetecinin sessiz kalmaması gereken pek çok olay hakkında yazdığı yazıları bir araya getirmiştir. Bunu yaparken de sadece mevcut iktidarın yanlışlarını değil, muhalefetin eksiklerini ve hatalarını dile getirmekten de kaçınmamıştır. "Tribüne oynamak" veya "mahalleye yaranmak" gibi, bir gazetecinin düşebileceği tuzaklara düşmeden, siyaset gündeminden ülke gündemine kadar pek çok konuyu gazeteci tarafsızlığıyla dile getirmiştir. Kitabı bitirdiğinize, bir gazetecinin mesleğini yapmak için çok farklı iktidar ve güç odaklarını karşısına almak zorunda olduğunu göreceksiniz. Bu Makaleyi Sesli Okuyabilirsiniz ABD, yine karanlık işler ile uğraşıp, vekaletle savaştıracak ülkeler arıyor. Türkiye’nin ABD’yle “Al papazı ve papazı” restleşmesiyle iyice gerilen ve pamuk ipliğine bağlı olan ilişkileri S-400 savunmasına takılınca sahte müttefik, ekonomik ve siyasi saldırılarını sürdürdü. Kini ve öfkesi dinmeyen, O dönemde para birimimizle oynayan ABD, şimdilerde de Türkiye’yi TB-2’lerle tuzaklamaya çalışıyor. Türkiye’yi ekonomik açıdan bitirmeyi hedefliyor. Aman dikkat!. Acizane bendeniz ABD’nin hileli dostluğunu yıldırıma benzetiyorum. Nasıl ki yıldırımın yani şimşeğin çakılmasıyla oluşan ışık ile yol yürümeye imkân yoksa, ABD’nin dostluğuyla yol yürümeye, ipiyle kuyuya inmenin de hiç mümkünatı yoktur. Artık biliyoruz ki aldananlar, aldanmaktan zevk aldıkları için hileyi ortaya çıkaramıyordu. Ama şimdi devir değişti. Artık aldatılan ve uyanmamak üzere uyutulan dev uyandı. Dev gördü ki dost görünümlü müttefikin en büyük hilesi, dost görünüp de karanlıkta düşmanca oyunlar kurgulamakmış!.. Ukrayna’ya da dost görünen ABD ve İngilizler, Ukrayna ile Rusya’yı kapıştırarak 10 yıl sürecek bir vekalet savaşının fitilini ateşlemekten zevk alıyorlar. Biz bunların oyununu çok iyi bildiğimiz için son hamlelerinin de ne olacağını çok iyi anlıyoruz. Rusya ile direk savaşmaya kıçı yemeyen ABD ile İngiltere, batıda vesayetçi olarak acemi Zelensky üzerinden masum Ukrayna halkını kurban seçtiler. Doğu’da ise, Çin ile Tayvan’ı kapıştırmanın derdindeler. Oyun alanını genişletmek isteyen ABD ile İngiltere, direk savaşmayarak kendilerine vesayetçi savaşçı ülkeler arıyor aslında. Çünkü bu savaş gerçek anlamda Ukraynalıların savaşı değil. Bu savaş gerçek anlamda ABD ile Rusya’nın, ABD ile Çin’in ekonomik savaşıdır. Sömürgeci ve kapitalist ABD, kullanabildiği kadar çaylak liderlerle vesayet savaşlarını başlatmıştır. Batı’da Rusya’yı düşman gösterip, Ukrayna ile kapıştıran, doğu da ise Tayvan ile Çin’i horoz dövüşüne tutuşturan ABD, önünde engel bırakmamak adına dünyanın sahibi olmayı hedeflemiştir. ABD’nin bu eyleminde muvaffak olup olmaması, zalime karşı yekvücut olmak isteyen dünya devletlerinin cesur liderlerinin ortak tavrına bağlıdır. ABD, kendine bağlı algı medya kanallarının ortak eylemleri sayesinde Türkiye’yi de bir bataklığa daha çekmek için Türk TB-2’nin Rusya’nın filosunu imha ettiği yayınları servis ederek, Türkiye-Rusya dostluğunu düşmanlığa çevirmeye çalışıyor. Ukrayna ordusu da boş durmayarak, Rus tanklarının havadan imha görüntülerini yayınlamaya devam ediyor. Son günlerde artan havadan keşif görüntüleri ise Ukrayna’nın TB-2’lerde mühimmat sıkıntısı çektiği algısını oluşturuyor. Ukrayna-Rusya krizinde Türkiye’nin denge politikası takip ederek tarafsızlığını korumasını hazmedemeyen ABD, Bayraktar şirketinin de tarafsızlık politikası çerçevesinde savaş başladığı günden bu yana Ukrayna’ya mühimmat da dahil yeni sevkiyat yapmadığını iyi bildiği için yeni oyun ve kurnazlıklar peşinde. Oysa ABD şunu bilmiyor! Her kurnazlık, her hile günün birinde ortaya çıkar ve sahibine zarar verir. ABD’nin bu kurnazlıklarını Orta Doğu’da çok iyi gördük. Bize dost görünen ABD, her gün ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden teröristlerle iş tutarak silah ve mühimmat desteğini aleni olarak sürdürmektedir. ABD, bu hareketiyle doğru iş yaptığını sanıyor. Bilmiyor ki, şeytanın yaptığı en müthiş hile; dünyayı asla var olmadığına inandırmaktır. ABD de şimdi bunu yapıyor. Yani var olmadığına inandığı Dünya’nın en büyük düşmanı Rusya diyerek algı oluşturmaya çalıştı. Putin de bu oyuna sazan gibi takılıp, Rus halkının geleceğini kararttı. Nasıl ki, zehirden şifa beklenmez ise, dost görünümlü kahpeden de vefa beklenmez. Çünkü sahte dostun; methiyesi sahte, planları kahpecedir. Bu sahte dostlara bir çift sözümüz var hayatınız plan, alayınız yalan! Ey Türk’e dost görünümlü kahpeler! Şunu iyi bilin ki, Türk’ü öldürmeyen acı, Türk’e güç verir. Türk kahpe bir müttefik ile yol yürümektense, mert bir düşman ile savaşmayı tercih eder. Yine Türk bilir ki, her dostuz ve müttefikiz diyen dostun ne sahtesi, ne kahvesi, ne de kahpesi bitmez. Öyleyse 40 hatır kahveye, 40 satır ise, sahte dost görünümlü kahpeye yarasın! AYDINLANMA EMRE KONGAR TÜRKİYE "KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI?" TUZAĞINA DÜŞMEMELİDİR. Ünlü masalı bilirsiniz Sultan büyük bir suç işlemiş olarak karşısına getirilen kişiye sormuş "Kırk katır mı istersin kırk satır mı?" Kırk satır ile idam edileceğini düşünen ve seçenek olarak kendisine kırk katır sunulduğunu sanan adam "Kırk katır!" demiş. Bedeninin her bir parçası bir katıra bağlanan adam, ayrı yönlere giden katırların kırbaçlanmasıyla büyük acılar içinde parça parça olarak ölmüş. * * * Bush Yönetimi'nin Ortadoğu'da, İsrail ile birlikte giriştiği geniş harekat, radikal siyasal İslam'ı bir direniş çerçevesinde örgütledi. Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı, şeriatçı yönetim biçimlerini benimsemiş olan İslamcı örgütlerin direnişi ortaya çıktı. Bir çok kişi Ortadoğu'daki bu savaşı "Emperyalizm mi Şeriat mı" biçiminde ifade etmek eğiliminde. * * * Tabii çelişki bu biçimde ifade edilince, İslam Şeriatçılarının kendi aralarında ortaya çıkan ve Irak'ta oluk oluk kan dökülmesine yol açan Sünni-Şii çatışması gölgeleniyor. Hem Amerika'daki hem İsrail'deki hem de İslam Dünyası'ndaki aşırı dincilerin, yani hem Hıristiyan, hem Musevi hem de Müslüman köktendincilerin kendi varlıklarını ve tezlerini güçlendirdiği için körükledikleri bu ifade biçimi aslında sadece, Irak'ta hergün onlarca kişinin katledilmesine yol açan Sünni-Şii çatışmasını değil pek çok başka gerçeği de gizlemekte kullanılıyor Örneğin Amerikan yayılmacılığının, dünya stratejisi ve Ortadoğu petrolleri açısından izlediği saldırgan politikayı, din savaşları ekseninde ört bas etmeye yarıyor. Örneğin Bush Yönetimi'nin ABD'deki iç politikada izlediği aşırı muhafazakar ve hatta dinci çizgiyi bile, "İslamcı faşistlerin saldırısı altındayız" sloganıyla gizlemeye hizmet ediyor. Örneğin İsrail'in güttüğü aşırı saldırgan politikayı, İslamcı faşistlerin saldırısı var gerekçesiyle haklı göstermeye yarıyor. Örneğin, direnişçi İslamcı güçlerin, başta kadın hakları olmak kaydıyla, tüm insan haklarına karşı bir biçimde, toplum yaşamında koyu bir İslam şeriatı uygulamasına başladıklarını gözlerden gizliyor. Afganistan'da Sovyetleri yenen Taliban'ın kurduğu koyu Şeriatçı düzeni anımsayalım. * * * Türkiye'nin bugün iki önemli ulusal sorunu var Biri sınırlarını ve güvenliğini tehdit eden etnik bölücülük. Öteki rejimini ve yaşam biçimini tehdit eden şeriatçılık. Türkiye bütün dünya sorunlarına ve Ortadoğu sorununa da bu iki önemli tehdit açısından bakmak zorunda. Ortadoğu'daki savaş ne yazık ki bu iki büyük tehlike açısından da Türkiye'nin sorunlarına sorun katıyor Irak'taki Amerikan işgali, Türkiye'deki etnik bölücü terörün siyasal ve lojistik desteğini arttırmış görünüyor. Amerikan işgaline karşı direnenlerin şeriatçı uygulamaları ve özellikle Sünni-Şii çatışması ise Türkiye'nin laik ve demokratik düzenine karşı olan tehditleri arttırıyor. Dolayısıyla Ortadoğu'daki çelişkinin, savaşan karşıt güçler tarafından "Emperyalizm mi Şeriat mı" biçiminde formüle edilmeye çalışılması, Türkiye açısından "Kırk katır mı istersin kırk satır mı?" sorusuna dönüşüyor. * * * Sorunun çarpıtılmasının temelinde, Amerikalıların "Uygarlıklar Çatışması" adı altında pompaladığı "Dinler Savaşı" kavramı yatmakta. Huntington'un kuramlarını ve Danimarka'dan başlayan karikatür krizini anımsayalım. Şeriatçılar da, işlerine geldiği için, bu çarpıtmayı pekiştiriyor. Dünyayı yeniden Ortaçağ'a geriletecek olan böyle bir kavramlaştırma, herkesten önce Türkiye'yi zarara uğratacaktır.

40 katır mı 40 satır mı