1960 sonrası türk hikayeciliğinde ele alınan konular
CUMHURİYETDÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA *Ayrıca “Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun durumu, İkinci Dünya Savaşı'nın toplumumuzda yarattığı ahlak çöküntüsü ve çeşitli olumsuzluklar, deniz”
GerekliTarama Gereksiz taramalardan kaçınan site. Ana Sayfa; Gazete Arşivi; Kitap Arşivi; Nasıl Yazılır; Yeni Sabah - Mart 1949
SametAğaoğlu’nun Hatiralari 207 “1946-1950 yıllarında millî iradeyi temsil eden Sekizinci Büyük Millet Meclisi, üstüne gerilmiş sessizlik perdesini, ilçe ve il merkezlerindeki, küçük bir masa, bir koltuk, bir iskemle, duvara asılmış diploma, öteye beriye konulmuş birkaç kanun ve kitaplardan ibaret bürolarından kalkarak gelen avukatların eliyle yırttı.”4
21Eylül 1960 27 Mayıs günü, "Milli Birlik ve Hürriyet Bayramı" olarak kabul edildi. 22 Eylül 1960 Albay Alparslan Türkeş başbakanlık müsteşarlığı görevinden alındı. 25 Eylül 1960 Yassıada'da tutuklu bulunan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, kemeriyle intihar girişiminde bulundu. Bayar, nöbetçi teğmen tarafından
Balkanlardaki Türk dili eğitimi ele alındı 1. sayfadan mek bilinçtir, öğrenmek tarihtir, kültürdür ama sürekli tekrar ederek oraya takılmak elbette pratikte bir yarar sağlamaz.
motor vario 150 tidak bisa distarter dan diengkol. Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olayları, insanlarda estetik zevk uyandıracak şekilde anlatmaya hikaye ya da öykü denir. İlk hikaye örnekleri Tanzimat Dönemi’nde verilir fakat özellikle Cumhuriyet Dönemi sonrasında hikaye türünde önemli bir gelişim görülür. Öykü alanındaki başarılı eserler 1960 Sonrası Hikaye geleneğinde de aynen devam önceki dönemlerde hikayenin alt yapısı iyice geliştirildiğinden 1960’lı yıllara gelindiğinde hikaye bağımsız bir tür olarak gelişimine devam etmiştir. Bu dönem hikayecileri bireysel duyarlılıkta, toplumsal çizgide ve milli-dini çizgi gibi çeşitli anlayışlarda eserler Sonrası Hikaye Özellikleri→ Bu dönemde başarılı eserler verilmiştir.→ Bu dönem hikayelerinde farklı yönelimler vardır Bireysel duyarlılık, toplumsal çizgi ve milli-dini anlayış.→ Bu dönemde yazarlar modernizm ve postmodernizm akımlarıyla birlikte hikayeyi teknik ve anlatım olarak geliştirmişlerdir.→ Bu dönemde eser veren yazar sayısı artmış ve bununla birlikte öykülerde konu ve anlayış olarak çeşitlilik ortaya çıkmıştır.→ Kahramanlar toplumun her kesiminden seçilmiştir.→ 1960’lı yılların siyasi ve sosyal ortamı hikayeye taşınmıştır.→ Bu dönemde Leyla Erbil, Demir Özlü, Demirtaş Ceyhun, Erdal Öz, Bilge Karasu, Dursun Akçam, Orhan Duru, Necati Cumalı, Mehmet Seyda, Talip Apaydın, Sevgi Soysal, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Bekir Yıldız gibi isimler hikaye türünde eserler Sonrası Hikaye YönelimleriBu dönemde görülen hikaye anlayışları şu şekildedir1 Bireyin İç Dünyasını Ele Alan HikayelerBu tarzdaki hikayelerde ise bireylerin yaşadıkları iç bunalımlar ve çatışmalar dile konu olarak işlenmiştir. Bireyin iç dünyası iç çözümle ve bilinç akışı gibi tekniklerle ortaya Toplumsal Gerçekçi HikayelerBu hikayelerde gecekondularda yaşanlar, işçiler, memurlar, Almanya’ya göç eden işçiler, kentlere göç sorunu, kadınların yaşadığı sıkıntılar ve işsizlik gibi sorunlar ele alınmıştır. Bu anlayışta eser veren sanatçılar Adalet Ağaoğlu, Talip Apaydın, Sevgi Soysal, Erdal Öz, Orhan Duru, Tomris Uyar, Nedim Gürsel, Hulki Aktunç, Füruzan, Demir Özlü, Leyla Erbil, Bekir Dini-Milli Duyarlılıkta Yazılan HikayelerÖnceki dönemlere kıyasla bu dönemde dini duyarlılığı önplana çıkaran yazarların sayısı tarzda hikaye veren sanatçılar Rasim Özdenören, İsmail Kıllıoğlu, Durali Yılmaz, Mustafa Kutlu1970 – 1980 -1990 Sonrası Hikaye1970’li yıllarda modern hikayelerin yanında postmodern etkisindeki hikaye örnekleri de verilmiştir. Bu dönemde siyasi, toplumsal ve günlük konularda eserler yıllarla birlikte günlük yaşamdaki insan hayatı, kadının toplumdaki yeri ve çocuklar eserlerde işlenmeye yıllarda yazılan hikayelerde ise bireyin merkeze alındığını bağlantılardan Deniz Hoca tarafından hazırlanmış olan “Edebiyat Ders Notları PDF” dosyası ile slaytını indirebilir, öğrencileriniz ve arkadaşlarınızla ÇEKEBİLECEK YAZILAR ⇒ PDF / Slayt ⇒ Ders Konuları ⇒ TYT Türkçe ⇒ AYT Edebiyat
Merhaba arkadaşlar size bu yazımızda Türk Dili ve Edebiyatı Konuları hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi sahibi olabilirsiniz. 1960 Sonrası Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye sorusunun cevabı aşağıda sizleri bekliyor… 1960 Sonrası Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye » Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren hikâyeciliğimizin öncü isimleri Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Haldun Taner gibi sanatçılar olmuştur. Bu sanatçıların açtığı yollar; birçok yazarın yeni ürünleriyle çeşitlenmiş, zenginleşmiş ve hikâye sanatının nitelikli örneklerinin verilmesine zemin hazırlamıştır. » 1950’lerden sonra özellikle şekil yönünden yenilikler ve tema çeşitliliği, hikâye dünyamızda büyük gelişmeler oluşturmuştur. » 1960’lı yıllara gelindiğinde önceki yılların birikimine,e sosyal-siyasi gelişmelere bağlı olarak Türk hikâyeciliğinde önemli gelişmeler görülür. » Bu dönemde hikâye türünde eser veren yazar sayısı artar, farklı eğilimleri yansıtan eserler kaleme alınır. » Türk hikâyeciliğinde tema ve kurgu bakımından tamamıyla yenilikçi gelişmeler yaşanır. Temalar da çeşitlenir. » Toplumcu gerçekçi anlayışla işçi, köy, kasaba ve şehirlerde yaşayan insanların sorunları, Almanya’ya işçi göçü gibi konular işlenir. » Bireyin iç dünyasını esas alan eserler de verilmeye devam eder. » Toplumun farklı kesimlerini temsil eden kişiler üzerinde durularak daha çok bireyin çevresiyle ve toplumla olan uyumsuzluğu, bu uyumsuzluğun neden olduğu yabancılaşma ve yalnızlık duygusu üzerinde durulur. » Toplumsal konular olarak da köylülerin, işçilerin kenar semt halkının sorunları sürerken, kadın-erkek ilişkilerinin cinsellik açısından ele alındığı, 27 Mayıs’ı hazırlayan olayların 12 Mart’ın öykülere yansıdığı görülüyor. » Geleneksel anlatımın dışında gelişen bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır » Türk hikâyeciliğinde varoluşçuluk akımı etkili olur. » Hikâye yazarlarının değişmeyen ortak özellikleri, alışılagelmiş tema ve kurgulardan sıyrılarak yeni arayışlara yönelmeleridir. Yeni ifade yolları arayan ve farklı teknikleri eserlerinde kullanmaya çalışan sanatçılar, edebiyatta modernist anlayışla ürünlerini vermeye başlamışlardır. 12. Sınıf Hikaye Konu Anlatımı Tıklayınız… 12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Konuları için Tıklayınız… 12. Sınıfta Yer Alan Diğer Ders ve Konuları için Tıklayınız…
Merhaba arkadaşlar size bu yazımızda Türk Dili ve Edebiyatı Konuları hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi sahibi olabilirsiniz. 1960 Sonrası Toplumcu Eğilimleri Öne Çıkaran Şiir sorusunun cevabı aşağıda sizleri bekliyor… 1960 Sonrası Toplumcu Eğilimleri Öne Çıkaran Şiir Cumhuriyet Dönemi şiirinde 1940’lı yıllardan itibaren Nâzım Hikmet’ten etkilenen ve onun temsil ettiği siyasal hareket içinde yer alan toplumcu gerçekçilik çizgisinde çok sayıda şair tarafından birçok şiir yazılmıştır. Bunlar arasında Attilâ İlhan, Ahmet Arif, Enver Gökçe, Cahit Irgat, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Can Yücel, Rıfat İlgaz, Suat Taşer, Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Mehmet Başaran gibi şairler öne çıkan isimlerdir. İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Kemal Özer gibi şairler de 1960’lı yılların sonundan itibaren bu anlayış doğrultusunda, ülkenin içinde bulunduğu koşullar neticesinde şiirler yazmışlardır. Bu şairler aynı dönemde etkisini gösteren II. Yeni gibi şiir anlayışlarına karşı çıkmışlar; ezilenlerin haklarına değinmek gerektiğini, şiiri ideolojiyi yansıtma aracı olarak kullanmayı savunmuşlardır. 1970’li yıllarda Halkın Dostları, Yeni Gerçek, And gibi dergiler etrafında toplanmışlardır. Halkın ve işçi sınıfının sorunlarını, güncel, siyasal olayları eserlerinde ele almışlardır. Biçime değil içeriğe önem vermişler, yalın bir dil kullanmışlardır. 1960 sonrası Türk şiirindeki anlayışlardan biri de toplumcu eğilimleri yansıtan şiir anlayışıdır. “1960 sonrası toplumcu kuşak” olarak bilinen Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Kemal Özer, Refik Durbaş ve Nihat Behram gibi sanatçılar bu anlayışla şiirlerini kaleme almışlardır. Çeşitli dergiler etrafında bir araya gelen bu şairler “İkinci Yeni” hareketinin şiir anlayışını kıyasıya eleştirmiş, toplumcu şiiri savunmuşlardır. Bu anlayışla toplumsal olayları, toplumun aksayan yönlerini diyalektik bir bakışla ele almışlardır. Bu şairler şiirlerinde toplumcu ögelere yer vererek kent, kentleşme, eşitsizlik, işsizlik, adaletsizlik, özgürlük gibi temalar etrafında dönemin sosyal ve siyasi sorunlarını işlemişlerdir. Bu şairlere göre “toplumculuğun yegâne amacı halkı yüceltmek ya da övmek değil, halkın içinde bulunduğu çelişkileri ortaya çıkarmak ve bunlarla hesaplaşmaktır.” Toplumcu şairler, açık bir anlatımı benimseyerek toplumun sözcülüğünü üstlenmişlerdir. Şiirde biçimsel özelliklerden çok içeriği önemsemişlerdir. İkinci Yeni şiirlerine hâkim olan karamsarlık bu dönem toplumcu şairlerin şiirlerinde yerini umut, güzel günlere inanç, kararlılık ve direnme duygularına bırakır. 12. Sınıf Şiir Konu Anlatımı Tıklayınız… 12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Konuları için Tıklayınız… 12. Sınıfta Yer Alan Diğer Ders ve Konuları için Tıklayınız…
Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olayların ve durumların, belli bir kural çerçevesinde anlatılmasına hikaye denir. Kişi, olay, yer ve zamandan oluşan dört yapı unsuruna dayanan hikayeler olay ve durum olarak iki çeşittir. Edebiyatımızda ilk hikaye örnekleri Tanzimat Dönemi’nde verilmiş, Serveti Fünun döneminde ise teknik olarak daha da ilan edildiği 1923 yılıyla birlikte “Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı” da başlamıştır. Bu dönemde birçok türde olduğu gibi hikayede de teknik olarak önemli bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönem edebiyatında yıllara göre hikaye geleneğinde belirgin değişimler gözlenir. Bu yıllarda roman yazarları aynı zamanda hikaye türünde de eserler olarak değerlendirdiğimizde Cumhuriyet Dönemi’nde hikaye türünü “1923-1940” ve “1940-1960” yılları olmak üzere iki ayrı zaman başlığında İlk Yıllarında Hikaye 1923-1940Bu dönemde eser veren sanatçılar gözleme dayalı gerçekçiliğe akımı olarak realizm ön bağımsız bir tür haline hikayeleri ağırlıkta olsa da durum hikayesi örnekleri de Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve hikayeye daha fazla önem veren Reşat Nuri Güntekin gibi isimler bu türde eserler yazarların yanı sıra Kenan Hulusi Koray, Sadri Ertem, Sait Faik Abasıyanık ve Sabahattin Ali gibi önemli isimler de bu dönemde hikaye türünde başarılı örnekler türünde verilen eserlerde toplumsal sorunların dile getirildiği bir anlayışla sanat toplum içindir bakış açısı iyice işleve uygun olarak eserlerde sade bir dil ve toplumsal temalı eserler Yılları Cumhuriyet Dönemi’nde HikayeBu dönem hikayelerinde ele alınan konuların çeşitliliği bir hayli çok gözleme dayanan bir gerçekçi hikayeler yıllarda Anadolu’ya ve Anadolu halkının yaşamına ağırlık dönem hikayelerinde ve romanlarında “Toplumcu gerçekçi, milli-dini duyarlılık ve bireyin iç dünyasına ağırlık veren anlayış” etkili ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında Anadolu halkının durumu ve toplumsal sorunlar gibi konuların üzerinde ve dini konular, Doğu-Batı çatışması, milli mücadele, toplumsal sorunlar, ahlaki bozukluklar, köylü, kasabalı sorunları, işçi sorunları gibi konular bu dönemde sıkça aksakların giderilmesi konuların yanında bireysel konular da hikayelerde dönemde hikayenin bir tür olarak gelişiminde önemli bir değişim dönem hikayelerinde ortaya çıkan bazı eğilimleri şu şekilde sınıflandırabilirizMilli-Dini Duyarlılığı Yansıtan HikayelerMilli edebiyatın bir devamı olarak nitelendirebileceğimiz bu anlayışta Anadolu, milli değerler, Kurtuluş Savaşı, toplumsal değişim gibi konular mitolojisinden ve destanlarından etkilenen yazarlar eserlerinde bunun izlerini ortaya Gündüz, Bahaeddin Özkişi gibi isimler bu anlayışı yansıtan eserler Bakınız ⇒ Milli-Dini HikayelerToplumcu-Gerçekçi HikayelerToplumdaki sorunları dile köylü, kasabalı ve varoşlarda yaşayanlarla ilgili sınıfsal çatışmaları merkeze toplumdaki sorunları dile getirmek ve toplumu yönlendirmek için bir araç olarak Baykurt, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sadri Ertem, Samim Kocagöz, Talip Apaydın gibi sanatçılar bu tarzda hikayeler Bakınız ⇒ Toplumcu Gerçekçi EserlerBireyin İç Dünyasını Esas Alan HikayelerBu dönemde bazı sanatçılar toplumu değil bireyi ve bireyin psikolojisini hikayelerinde yansıtmaya iç dünyasına bilinçaltı, bireyin yalnızlaşması ve yabancılaşma konularını üzerinde yaşamın bireyler üzerindeki psikolojik etkisini Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Mustafa Kutlu gibi isimler bu tarzda hikaye örnekleri ÇEKEBİLECEK YAZILAR ⇒ PDF / Slayt ⇒ 1960 Sonrası Hikaye ⇒ Ders Konuları ⇒ TYT Türkçe ⇒ AYT Edebiyat
İÇ VE DIŞ POLİTİKA KAYGILARININ ETKİSİ1960 Sonrası Dönem 1960 sonrası dönemde ise, iktidar/muhalefet partileri arasındaki ilişkilerde dış politikada genel bir birlikteliğin sürdürülmek istenmesi ve bu yöndeki çabaların genelde bütün siyasal partilerin desteğini toplaması ile Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler ve bu arada Kıbrıs konusu, iç politika tartışmalarında gündemde yer almamıştır. Buna karşın, 1960 sonrası dönemde Türkiye'nin siyasal yapılaşmasında meydana gelen değişiklikler, 27 Mayıs İhtilali'nin yol açtığı iç politika tartışmaları ve sivil iktidar/ordu arası tartışmalar, siyasal iktidarın oluşum şekli, ekonomik güçlükler iç politikada gündemi belirlemiştir. Bununla birlikte, ilerleyen dönemlerde 1961 Anayasası'nın getirmiş olduğu özgürlük ortamı içerisinde genel dış politika konularının kamuoyu ve basın önünde tartışılması söz konusu olmuştur. Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin ve Kıbrıs sorununun bir iç politika konusu olarak gündem gelmesi ise, bu dönemde siyasi iktidarın yapılanışına bağlı olarak değerlendirilebilir. 1965 seçimlerine kadar iktidarın sivilleştirilmesi çabalarında hükümetlerin koalisyonlar şeklinde oluşması ve hassas bir denge üzerine kurulmuş olması, genel dış politika açısından olduğu kadar Kıbrıs sorunu üzerinde izlenecek politikalar konusunda da hükümetin hareket serbestisini kısıtlayıcı bir etki yaratmıştır. Bu bağlamda, koalisyon hükümetlerinin 1963/64 Kıbrıs olaylarına ilişkin politikasının muhalefet tarafından eleştirilmesinin belirgin ölçüde iç politika amaçlı olduğu söylenebilir. Özellikle Demokrat Parti'nin devamı olduğunu sıklıkla vurgulayan Adalet Partisi, CHP'nin kurmuş olduğu koalisyon hükümetlerine yönelik olarak suçlayan bir yaklaşım sergilemiştir. Buna karşın, bu döneme damgasını vuran ve ordu/sivil yönetim ve kamuoyu arasında sarsılan güvenin yeniden kurulmasına, Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve değerleriyle yerleşmesi bakımından önem veren İnönü, Kıbrıs konusunda ortaya çıkan ve Türk-Yunan ilişkilerini de sarsan olaylar sırasında anlaşmazlığı bir iç politika konusu haline getirmekten özenle kaçınmıştır. Bu konuda izlenecek politikaların belirlenmesinde TBMM'nin desteğini almaya çalışmıştır. İç politika tartışmalarının yoğun olarak yaşandığı ve siyasi duyarlılığın arttığı bir dönemde, Kıbrıs'ta Türk toplumuna yönelik şiddet hareketlerinin başlatılmasıyla birlikte, Kıbrıs konusu yeniden Türk kamuoyunun gündeminde yer almaya başlamıştır. Bu durum, muhalefete İnönü'nün yıpratılarak iktidardan uzaklaştırılması için kaçırılmaz bir fırsat yaratmış, bu kez muhalefet Kıbrıs konusunu hükümete yönelik eleştirilerinde kullanmaya başlamıştır. 1963/64 olayları sırasında Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmasının gereği üzerinde yapılan tartışmalar giderek İnönü'nün liderliğindeki koalisyon hükümetlerine yönelik suçlamalara dönüşmüştür. Suçlamaların yoğunlaştığı nokta ise, İnönü liderliğindeki koalisyon hükümetinin Zürih ve Londra Antlaşmalarının Türkiye'ye vermiş olduğu müdahalede bulunma hakkını kullanmada "anlaşılmaz" bir çekingenlik sergilemekte olduğu, dolayısıyla adadaki Türk toplumunun çıkarlarının korunmasında kararlı davranmadığı noktalarında toplanmıştır. Dış politika açısından Türkiye'nin gündeminin Kıbrıs konusundaki gelişmelerle yüklü olduğu bu dönemde iç politikada partiler arasında iktidar mücadelesinin yapılmakta oluşu ve kurulan koalisyonların kolaylıkla dağılabilmesi hükümetin köklü çözüm önerileri getirebilmesini güçleştirmiştir. Bu bakımdan ilginç olan, partiler arası mücadelelerde Kıbrıs konusunun ele alış tarzıdır. 1963/64 olaylarının Türk kamuoyunda yaratmış olduğu tepki çerçevesinde hükümete yöneltilen eleştiriler, dış politikanın bu özel sorunu ile yakından ilintili olmuştur. İnönü liderliğindeki CHP-CKMP-YTP koalisyon hükümetinin, Başbakan İnönü'nün, Kennedy'in cenaze töreni nedeniyle ABD'de olduğu bir sırada koalisyon ortaklarının hükümetten çekilmeleriyle gündeme gelen siyasal bunalım döneminde, partilerin iktidar olabilme mücadelesi söz konusu iken, aynı zamanda Kıbrıs'ta Türk toplumunun yaşamsal çıkarlarını tehlikeye düşüren gelişmeler de yaşanmıştır. Böylesine bir ortam içerisinde, dış politikada karşılaşılan güçlüklerin aşılması bakımından istikrarlı bir hükümetin iktidarda bulunması konusunda genel bir kanının hakim olmasına karşın ve Kıbrıs'ta Türk toplumuna yöneltilen saldırılar karşısında Türkiye'nin adaya müdahalede bulunması konusu gündemde iken, iç politikada, hükümeti kurma konusunda çıkan bunalım belirgin bir tedirginlik yaratmıştır. Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin yönelimini etkilemesi bakımından ele alındığında Kıbrıs konusunda ortaya çıkan gelişmelerin bir bakıma iç politikada hükümete istikrarsızlığı giderme olanağı verdiği söylenebilir. Oysa, bu bunalım sırasında izlediği tutumla İnönü, ülkenin yaşamakta olduğu istikrarsızlığın dış politikada hükümetin dengeli ve tutarlı bir yaklaşım sergilemesini ve inandırıcılığını büyük ölçüde olumsuz etkilediğini görmekle birlikte istikrarsızlığı gidermeye yarar bir unsur olarak ortaya çıkan gerginlikten yararlanmak yoluna gitmemiştir. Aksine; 1964 yılı başlarında Kıbrıs'ta Türk toplumuna yönelik saldırılar gündemde iken, İnönü'nün başbakanlığında kurulacak olan CHP-Bağımsızlar koalisyon hükümetine AP güvenoyu vermemiştir. Buna karşın, Mart ayında Kıbrıs'ta yeniden Türk toplumuna saldırıların başlaması üzerine gündeme gelen Türkiye'nin askeri müdahalede bulunması konusu TBMM'de görüşülürken Meclis, hükümete 4 çekimser oya karşılık 487 lehte oyla Türk Silahlı Kuvvetlerini Kıbrıs'a gönderme yetkisi vermiştir. Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmasının ABD tarafından "Jhonson Mektubu" ile önlenmesinin ardından hükümetin yaklaşımı yeniden tartışma konusu olmuş ve 15-17 Haziran'da toplanan TBMM, İnönü'nün ABD seyahati öncesinde istemiş olduğu güven oylamasında, hükümet 194 aleyhte oya karşılık 200 lehte oy alabilmiştir. Böylesi az bir farkla güvenoyu alan hükümetin istikrarlı bir yaklaşım sergilemesi ve Kıbrıs'ta izleyeceği politikalar için Meclis desteğine güvenebilmesi güçleşmiştir. Diğer yandan, hükümetin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma konusunda yeterince kararlı davranmadığı görüşü kamuoyunda muhalefetin propagandasına konu olmuş ve bu durum hükümeti daha da zayıflatmıştır. Jhonson Mektubu'nun kamuoyuna açıklanmasından sonra CHP-Bağımsızlar hükümetine ve İnönü'ye yöneltilen suçlamaların abartılı olduğu anlaşılabilmiştir. Kamuoyu ve muhalefetin Kıbrıs olayları karşısında anlaşmalardan kaynaklanan yetkilerini kullanarak askeri müdahalede bulunması gerektiği konusunda yoğun baskıda bulunmalarına karşılık, İnönü'nün, kendisine ve hükümete büyük saygınlık kazandıracak olan böylesi bir kararı almakta dikkatli olmaya iten asıl neden İnönü'nün ülkenin saygınlığını hükümetin saygınlığının üstünde görmesindendir. Gerçekten de, askeri müdahalede bulunmadığı ve yalnızca savaş uçaklarını göndererek sınırlı hedefleri bombalamakla yetindiği için haklılık kazandıracak siyasi ve hukuki gerekçelere sahip olmasına karşın yapılacak askeri müdahalenin Türkiye'nin saygınlığına gölge düşürmeyecek bir kesin başarı sağlaması gerektiği görüşünden hareket etmiştir. Nitekim, Türkiye'nin askeri müdahale için gerekli olan teknik olanaklardan yoksun olduğunun anlaşılmasından sonradır ki, gerek İnönü hükümeti gerekse daha sonra iktidara gelen AP hükümeti, Türkiye'nin olası bir gerginlik durumunda Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunması için gereken hazırlıklara girişmişlerdir. Bu arada, belirtilmesi gereken bir başka nokta ise, 1964 olayları ve özellikle Jhonson Mektubunun Türk kamuoyunda gündeme gelmesi ile ortaya çıkan yeni çözümlemeler olmuştur. Yaygın kanıya göre, Türkiye'nin kendini haklı gördüğü bir konuda müttefiki olan bir ülkeden böylesine sert bir tepki almış olması, Türk dış politikasının yeni bir çizgiye oturtulmasına yol açmıştır. Giderek, Türk siyasal sisteminde hakim özgürlük havası içerisinde gerek aydın kesimin gerekse kamuoyunun duyarlı kesimlerinin iç politika sorunlarına karşı göstermiş olduğu ilgi dış politika alanına da yansımış, DP döneminde özellikle ABD ile yapılmış olan ikili anlaşmalarla Türkiye'nin ulusal bağımsızlığından ödün vermiş olduğu, ABD ve NATO'ya daha fazla bağımlı hale geldiği, Türkiye'nin dış politikasını yeni bir çizgiye oturması gerektiği sıklıkla dile getirilmiştir. [425] AP'nin 1965 seçimleriyle iktidara gelmesi sonrasında karşılaşmış olduğu en önemli sorunların başında , Türk dış politikasında yeni bir kişilik kazanma çabası yer almıştır. Nitekim, bir yandan ABD ile yapılan ikili anlaşmaların getirmiş olduğu olumsuz etkilerden, kısıtlamalardan kurtulmak yolunda ciddi adımlar atılırken, diğer yandan da Türk dış politikası tek yönlülükten kurtulma çabasına girişmiş, SSCB ile ve üçüncü dünya ülkeleri ile yeniden ilişkiler güçlendirmeye çalışılmıştır. AP hükümetinin iç politikada ekonomik ve siyasi açıdan bunalımları aşmak için çaba göstermiş olduğu bir dönemde Türk dış politikasında da yeni bir kişilik arayışının söz konusu olması, Kıbrıs konusunun genel dış politika sorunları üzerinde belirleyici rol oynamasından etkilenmiştir. Öylesine ki, AP hükümeti, Kıbrıs konusunu bir an önce çözümlemek için yoğun bir çaba göstererek genel Türk dış politikasını bu sorunun etkisinden kurtarma çabasına girişmiştir. Ayrıca, ülkeyi bunaltan ekonomik sorunların yoğun olarak hükümeti uğraştırmakta olduğu bir ortamda Kıbrıs gibi bir sorunun Türk dış politikası üzerinde yaratmış olduğu baskı, hükümete oldukça ağır bir sorumluluk yüklemiştir. Bu bağlamda, Demirel liderliğindeki AP hükümetinin Kıbrıs konusunu ve Türk-Yunan ilişkilerini gündemde tutarak iç politikada istikrarsızlığı giderme çabası içerisine girdiğini söylemek güçtür. Nitekim, Demirel Kıbrıs sorununun genel Türk dış politikası üzerindeki olumsuz etkilerini görerek bir yandan bu yapıyı kırmaya çalışmış diğer yandan da doğrudan Kıbrıs konusunda gerginliği gündemde tutacak sertlik yanlısı bir politika izlemekten uzak durmuştur. Kıbrıs konusundaki girişimler ise, daha çok diplomatik faaliyetler şeklinde yürütülmüş, Türkiye'nin özellikle BM çerçevesinde Kıbrıs'a ilişkin politikalarını desteklemesi için bağlantısız ülkeler üzerinde yoğun bir diplomatik propaganda yürütülmüş; Türkiye'nin bu ülkelerde yer eden olumsuz imajı dağıtılmaya çalışılmıştır. Diğer yandan AP hükümeti, 21 Nisan 1967'de Yunanistan'da iktidarı ele geçiren askeri cuntanın başbakanı Kollias ile Keşan ve Dedeağaç'da 9-10 Eylül tarihlerinde bir araya gelerek, iki ülke arasındaki en önemli sorun olan Kıbrıs konusunu görüşmek istemiş, ancak, görüşmeler sırasında Yunan tarafının görüşmelerdeki asıl amacının Enosis'i görüşmeler yoluyla sağlamak olduğu anlaşılınca Türk tarafı görüşmelerin devamından bir yarar görmediğini açıklamıştır. 1967 Kasım ayında Kıbrıs'ta Türk toplumuna yönelik sert önlemlerin yeniden gündeme gelmesi ve Yunanistan'daki cuntanın olaylardaki sorumluluğu, Türkiye'nin yeniden adaya askeri müdahalede bulunmasını gündeme getirmiştir. Nitekim, 16 Kasım'da toplanan TBMM'de Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin müdahalesi karşısında bir Türk-Yunan savaşı riski tartışılmış ve yapılan oylamada 435 üyenin 432'sinin oyu ile hükümete Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi yetkisi tanınmıştır. Kıbrıs konusunda bu gelişmeler yaşanırken iç politikada Demirel ve ABD karşıtı bir kamuoyunun varlığı söz konusudur. Bununla birlikte, Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma kararı ABD, BM ve NATO çerçevesinde yürütülen arabuluculuk çabaları ve Yunanistan'daki cuntanın, Türkiye'nin ileri sürmüş olduğu koşulları yerine getirmesi üzerine diplomatik yöntemlerle gerginliğin giderilmesi çabalarına dönüşmüştür. Bu durum AP hükümetine dış politikada başarılı bir sonuç elde etme olanağı vermiş olmasına karşın, özellikle fanatik ulusçular açısından hükümete yönelik sert eleştiriler doğurabilmiştir. Kıbrıs sorununun kesin olarak çözümlenmesini Türkiye'nin adaya askeri müdahalede bulunması ve hatta, daha ileri giderek, adayı işgal ve ilhak etmesine bağlayan bu çevreler hükümete karşı hoşnutsuzluklarını dile getirmişlerdir. Genellikle Türkiye'de siyasal iktidarların Kıbrıs konusunda anlaşmalardan kaynaklanan sorumluluk ve haklarını kullanarak Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmak konusunda göstermiş olduğu çekimserlik ve sorunların diplomatik kanallardan çözümlenmesi konusunda göstermiş olduğu duyarlılık kamuoyunda ani hayal kırıklıklarının yaşanmasına yol açmış ve hemen her seferinde Türkiye'nin askeri müdahalede bulunması tartışıldığında hükümetin aldığı karardan geri döneceği ya da bunun üçüncü ülkeler tarafından önleneceği kanısı yerleşmiştir. 425- 1960 sonrası Türk kamuoyu ve basınının dış politikaya yaklaşımı konusunda bkz; Duygu Sezer, Kamu Oyu ve Dış Politika, Ankara A. Ü. SBF Yay. 1972.
1960 sonrası türk hikayeciliğinde ele alınan konular